SANATIN TARİHİ
“Resim, çok geniş,
köklü kültüre ve metoda dayanır. İlimsiz pratik yapılabileceği
hususunda ısrar edenler, pusulasız, dümensiz bir
geminin
tayfalarına benzerler. Nereye gittiklerini kesin olarak
kestiremezler. “
Ressam Leonardo da Vinci
Resim Nedir?
Geniş anlamı ile resim; bir ifade ve anlatım vasıtasıdır. Bir
şekil sanatıdır. Bunu biraz daha açacak olursak, resim;
görülenlerin, duygu düşünce ve intibaların çizgi, şekil ve
renklerle ifade edilmesidir.
Bir ifade vasıtası olan resmin yapısında, anlatımında ressamı
etkileyen bir takım felsefi görüşlerin varlığını da dikkate
almak gerekir. Güzel Sanatların doğuşundan bu yana her devrin
düşünce ve kültür olanaklarına göre bir başkalaşım aşaması
geçiren bu felsefi görüşler çok çeşitlidir. Bunlardan en
önemlilerini sizlerle paylaşmak isterim.
KLASİZM;
Rönesans sanat geleneklerine uygun resim yapma anlayışının hâkim olduğu bir sanat akımıdır. Perspektif, ölçü, plan, kompozisyon ve ışık-gölge gibi ana kurallara bağlı kalınarak daha çok realist anlamda resim yapma olarak tanımlanabilir.
Klasizm; Edebiyatta eski Yunan ve Roma sanatını temel
alan tarihselci yaklaşım ve estetik tutumdur. Yeniden doğuş diye
adlandırılan Rönesans döneminde gelişmiştir. Klasizmin temel
öğeleri kendi içinde soyluluk, akılcılık, uyum, açıklık,
sınırlılık, evrensellik, idealizm, denge, ölçülülük, güzellik,
görkemliliktir. Yani bir eserin klasik sayılabilmesi için bu
özellikleri barındırması gerekmektedir. Kısaca klasik bir eser,
bir üslubun en yetkin ve en uyumlu ifadesini bulduğu eserdir.
Klasizm temellerini Rönesans aristokrasisinden alır. Klasizm bir
bakıma aristokrasinin akımıdır.
Bu akımın başlıca temsilcileri; Leonardo da Vinci, Michelangelo
Buonarroti ve Raffaello'dur.
![]()
Leonardo da Vinci'nin Mona Lisa'sı
BAROK;
17. yüzyılın başında Avrupa’da yepyeni bir sanat üslubunun
doğduğuna tanık olunur. Bu yeni üslup, Rönesans üslubundan ayrı,
hatta ona tümüyle karşıt bir sanat üslubudur. Sanat tarihçileri,
yalnız resim, heykel ve mimarlığı değil, diğer sanat dallarını
da kapsayan, temelde Rönesans’tan farklı, yeni bir dünya
görüşüne dayanan bu üsluba “Barok Sanat” adını vermişlerdir.
Barok sözcüğü, Portekizce “Barucca” sözünden gelir. Portekizcede
garip biçimli, eğri-büğrü incilere verilen bu küçültücü ad,
aradan yüzyıl geçtiği halde Rönesans ilkelerine bağlılıkta
direnen tutucu kişilerce konulmuştu.
Barok döneminde resimler hem duvar, hem de tuval üzerine
yapılmaktaydı.
Bu akımın en büyük ustaları; Caravaggio, Rubens, Rembrandt ve
Valezquez'dir.

Caravaggio'nun Emmaus’da Yemek eseri
NEOKLASİZM;
18. Yüzyılda, sanatta bir
takım yeni gelişmeler kendini göstermiştir. Örneğin sanatçılar
için tabiat, aile, aile hayatı, iyilikseverlik gibi çeşitli
duyguların sanatçıları ilgilendirmesi ve bu konuların ele alınıp
işlenmesi, bu gelişmelerin kayda değer bir bölümüdür. Fransa'da
doğan bu anlayış, Sanat Tarihi dilinde "Neo-Klasik Dönem" olarak
adlandırılmıştır.
Bu dönemde, eski Yunan ve Roma tarzı tekrar canlandırılmıştır.
Bu akım özellikle Barok Sanatı'nın aşırı süslemeciliğine duyulan
bir tepkidir.
Neoklasik resmin teknik özellikleri; ışığın getirdiği etkilerden
uzak, perspektif ve derinlik aramayan, arka plana ağırlık veren
-keskinleşen- çizgilerdir.
Bu akımın en büyük ustası Jacques Louis David'dir.

Jacques Louis David'e ait Sokrates
EMPRESYONİZM;
İzlenimcilik anlamına gelen empresyonizmde sanatçılar dış dünyaya ait olanı; ışığı, renkleri, tepkileri, hüzünleri işlemekte ve yakalanan anlık konuları resmetmektedir. Bu akım ışık ile resim yapma olarak tanımlanmaktadır. İzledikleri temel kaynak güneştir. Konu ışık yansımaları arasında kaybolmuştur. 17. yüzyılda doğan Barok üslup, hayli değişmiş olarak 18. yüzyılda da varlığını sürdürmüştür. Barok sanatın gölge-ışık karşıtlığına dayanan çarpıcı, içe işleyici dramatik etkisi giderek kaybolmuş ve yerini daha yumuşak bir üsluba bırakmıştır. Bu dönemde ressamlar, atölyelerin loş ortamından çıkıp güneş ışığı altında resim yapmışlardır.
Bu dönemin en önemli temsilcileri Claude Monet, Auguste Renoir, Vincent van Gogh, Cezzanne, Toulouse Leatrec, Sisley, Camille Pissarro'dur.

Vincent van Gogh'un Arles'de Kahvehane tablosu
KÜBİZM;
Kübizm, 20. yüzyılın başlarında ortaya çıkan bir sanat akımıdır.
Kübizm'de nesneler parçalanıp, ayrıştırılır ve tekrar düzenlenir.
Sanatçı objeyi tek noktadan bakarak resmetmek yerine, pek çok
noktadan bakarak objeyi daha geniş bir bağlamda gözler önüne
serer. Genelde yüzeyler, hiçbir tutarlı derinlik duygusu
gözetmeden, görünüşte rast gele köşelerde kesişir. Arka fon ve
figür, kübizmin karakteristik özelliklerinden olan belirsiz, sığ
alanı yaratabilmek için birbirinin içine işlemiş olarak yer alır.
Kübizm, Pablo Picasso ve Georges Braque tarafından 1907 yılında
başlatılmıştır. Picasso ve Braque, fovistlerden(fovizm), Afrika
heykelinden, ressam Paul Cezanne ve Georges Seurat’tan
etkilenmiştir. Kübizm, 1910 yıllarında iyice yaygınlaşmıştır.

Pablo Ruiz Picasso'nun paha biçilemeyen tablosu;
Genç K
SÜRREALİZM;
Sürrealizm (Gerçeküstücülük), 20. yy.ın başlarında Avrupa’da
ortaya çıkan bir sanat akımıdır. Şair ve ressamlar I. Dünya
Savaşı’nın yol açtığı yıkım karşısında, dehşete kapılmış, akılcı
tutuma karşı tavır alarak, bilinç dışının düşsel dünyasına
yönelmeye başlamışlardı. 1924’te yayımladıkları Gerçeküstücülük
Bildirgesi’nde düşüncenin aklın denetimi olmadan ve ahlâk gibi
engelleri hiçe sayarak, ortaya konmasını savundular.
Yapıtlarında nesneleri alışılmamış biçimlerde betimleyen
Gerçeküstücü sanatçılar, çoğunlukla düşlerin gizli dünyasını
dile getirmeye çalıştılar. Bazen de nesneleri kendi doğal
ortamlarından çıkartarak şaşırtıcı, düşsel bir ortama taşıdılar.
Gerçeküstücülük Akımı’nın Belçika’daki en önemli temsilcisi olan
René Magritte (1898-1967) akıl ile akıl dışı arasındaki çizgiyi
yok eden resimler yaptı. Bacakları kadın, üstü balık bir
denizkızı; kartal tepeli bir buzul, eğik Pizza Kulesi’ni
destekleyen bir kuş tüyü çarpıcı tablolarında yer alan ilgi
çekici görüntülerdendir. 1920’den başlayarak, Gerçeküstücülerle
ilişki kuran İspanyol ressamı Ruan Miro (1893-1983) beklenmedik
biçimler ve renkler kullandı. Resimlerinde yer alan kadın, kuş,
yıldız gibi kendine özgü biçimlerdeki motiflerle düşsel
görüntüler yarattı. Bu büyülü motiflerle çocuksu bir dünya kurdu.
Gerçeküstücülük Akımı’yla neredeyse özdeşleşen, Salvador
Dali’nin (1904-1989) anılarından ve düşlerinden esinlenerek
yaptığı resimlerinde eriyip akan saatler, gövdesinde çekmeceler
taşıyan insanlar, boşlukta uçan eşyalar yer alır.

Salvador Dali'nin bir tablosu
EKSPRESYONİZM;
Ekspresyonizm, (Dışavurumculuk) 20. yüzyılın ilk yıllarında,
izlenimciliğe tepki olarak doğan bir sanat akımıdır. Romantizmin
bir başka şekli olan anlatımcılık, dış dünyanın İnsan üzerindeki
etkisini belirtmeyi bir yana bırakır, gerçekçi görüşün yerine,
sanatçının kendine özgü görüşü üzerinde durur.
1900-1935 yılları arasında gelişen akım doğayı ve toplumu nesnel
bir bakış açısıyla betimlemeye karşı çıkarak, öznel ya da içsel
gerçeğin yansıtılmasını savunmuştur. Özellikle Almanya'da sanat
dallarının hepsinde etkili olan akım hem sanatta, hem de
toplumda kabul edilmiş biçim ve geleneklere bir başkaldırı
niteliği taşımaktadır. Ekspresyonistler ordu, okul, ataerkil
aile ve imparatorluk gibi kurumların yerleşik otoritesine karşı
çıkarak, toplum dışına itilmiş yoksulların, ezilmişlerin, akıl
hastalarının, sokak kadınlarının ve eziyet edilen gençlerin
yanında yer almışlardır.
Akım, özellikle yaratıcı, yetenekli sanatçılara yeni bir düzenin
ve yeni bir insanın yaratılmasında öncülük yapma gibi ince bir
görev yüklemiştir. Eski dönemlere ait sanat ürünlerinde, nahif
ve ilkel sanatta ve çocuk resimlerinde ilk belirtileri görülen,
dışavurumculuk; en yetkin ve güçlü anlatıma görsel sanatlarda
kavuşmuştur. Çizgi ve renk doğadan bağımsız kılınarak duygusal
tepkileri yansıtmak amacıyla olabildiğince özgür bir biçimde
kullanılmıştır. Kalın boya hamuru, yoğun renk, karşıt değerler
ve biçimleri bozma (deformasyon) dışavurumculuğun en tipik
özellikleridir.
Vincent van Gogh'un resimle birlikte duygularını da anlatması
nedeniyle bu hareketin öncüsü kabul edilir.

Vincent van Gogh'un kendi odasını resmettiği tablo
SEMBOLİZM;
Edebiyatta gerçekçiliğin, resimde Empresyonizmin aşırı
gitmelerine bir tepki olarak her iki alanda da 1880'li yıllarda,
edinilen intibaların, sanatçıdaki düşünce ve görüşün tabiattan
alınmış sembollerle dışa vurulması diyebileceğimiz bir akım
başladı. Bu akıma o dönemde "Sembolizm" denildi.
Sembolizmin öncülerinden Paul Gauguin'in bir hayranı olan
eleştirmen Albert Aurier, yazdığı bir makalede Sembolizmi şöyle
anlatmıştır;
"Sanat eserlerinin amacı madem ki bir fikri ifade etmektir, o
halde bir eser fikirci olmalıdır. İnsanları düşündürmelidir.
Madem ki az çok herkesin anlayacağı bir biçim içinde ifadesini
bulacaktır, o halde terkipçi olmalıdır. Düşünceyi, fikri, bir
biçim altında dışarı vurduğu ana göre semboller kullanılıyor
demektir. Sübjektiftir. Çünkü nesne, nesne olarak değil,
sanatçıda uyandırdığı fikir olarak mevcuttur."

Paul Gauguin'in Tahiti'li Kadınlar tablosu
FOVİZM;
Avrupa Sanatı’nın yirminci yüzyıldaki ilk büyük avangard sanat
hareketi olan Fovizm , coşkulu, doğalcılıkla ilgisi olmayan,
keskin bir biçimde canlı renklerin kullanıldığı tablolarla
karakterizedir. Tarzları esasen expresyonisttir ve genellikle
çalışmalarında formları bozulmuş manzaralar belirleyici rol
üstlenir. Fovistler, toplu olarak ilk sergilerini 1905’te
Paris’te açtılar. İsimlerini, sergide bir eleştirmenin Rönesans
gönderme yaparak, alaycı bir şekilde ‘'Donatello au milieu des
fauves!'(Donatello vahşi canavarların arasında)diye bağırmasıyla
buldular. Fauves(Fransızca,vahşi canavarlar) ismi tutuldu ve
sanatçıların kendileri tarafından memnuniyetle kabul edildi. Bu
başlık, sanatçıların kullandıkları keskin, aşındırıcı ve cesur
renklerden ötürü uygundu.
Fovizm, geleneksel resim ve heykel kuramlarını reddetti ve
modern kavramlara, özellikle de makinelere ve harekete odaklandı.
Cesur renk seçimleriyle sınırları zorlayan Paul Gauguin ve
Vincent Van Gogh’un son dönem empresyonist çalışmalarından
etkilenen Fovistler, bu etkilenmeyi bir adım ileriye taşıyarak
çalışmalarında basitleştirilmiş desenlere de yer verdiler.
Fovist hereketin gelişimini post-empresyonizm ve pointilizm
etkiledi. Fovistlerin çalışmalarının çıkış noktası primitif
sanat olmasına ve kısa sürmesine rağmen, Expresyonistlerin
gelişiminde derin bir etki yarattılar. Fovist hareketin odak
noktası,doğalcılıkla ilgisiz canlı renklerdir. Amaçları, renk
seçimlerinin ışığında duyguların ifadesiydi.
Ressam Gustave Moreau, öğrencilerini kalıpların dışındakini
düşünmeye;bu düşüncelerini takip etmeye iten ve hareketin esin
kaynağı olan profesördür. Hareketin liderleri arasında kabul
edilen Henri Matisse ve Andre Derain, Moreau’nun önemli
öğrencilerindendir. Fovist harekette zamanla daha öne çıkan
Matisse, haz için sanat yaratmak istediğini ve sanatı bir
dekorasyon öğesi olarak amaçladığını söylemiştir;bundan dolayı
da aydınlık renkleri kullanması esasında çalışmalarındaki
kompozisyonun huzurunu koruma çabası olarak anlaşılmalıdır.
Fovizm 1908 yılında fovistlerin farklı hareketlere özellikle de
kübizme geçmesiyle sonlanmıştır.

The Dessert Harmony in Red, 1908, Henry Mati
FÜTÜRİZM;
1910 yılından itibaren İtalyan ressamları, Carlo Carrà, Boccioni, Luigi Russolo ve sonra da Giacomo Balla, Gino Severini, Milano'da Marinetti ile buluşarak, XVIII. yüzyıldan o güne kadara durgunluk içinde bulunan İtalyan sanatının durumunu inceledikten sonra onu daha dinamik bir akım yoluyla canlandırmak ve bu suretle batı dünyası içinde kaybetmiş olduğu sanat ve fikir itibarını çağdaş espriye ulaştırmak suretiyle yeniden kazandırmak yolundaki düşüncelerini "Fütürist ressamlar" bildirisiyle genç sanatçılara duyurmayı kararlaştırmışlardır (1910)
Fütürizmin doğuşu, kübizmin yayılmaya başladığı yıllara rastlar. Fütüristler, kübistlerin araştırmalarından faydalanmakla birlikte, resim alanında yeni buluşlara gitmişler ve dikkate değer eserler arasında o zaman başlıca fütürist ressamlar tarafından yapılmış eşzamanlık anlayışı içinde kübist tarza giden kompozisyonlar yer almıştır. Boccioni'nin "Elastiklik", Severini'nin "Uzayda Küre Şeklinde Genişleme" tabloları bunlar arasındadır. Dünden esaslı surette ayrılmış, bugünü geçerek geleceği, onun dinamik varlığına ulaşmayı amaç edinmiş olan Fütürizm, plastik durgunluktan (statik teknik) bir başka duruma geçişi (dinamik teknik) sembolleştirmiştir. Çoğunlukla hareketli konular seçilmiş, dansözler, karnaval sahneleri, fabrika, motor, son hızla giden otomobil, uçak, mekanik araçlar gibi boşluk içinde yer değiştiren, değişen temalar üstün tutulmuştur. 1914 - 1918 Dünya Harbi ile Fütürizm hızını kaybetmiş, fakat Marinetti prensiplerinden geri dönmemiştir.
Empresiyonizm, fovizm, kübizm bazı sanat eleştirmenlerince bu sanat hareketlerine alaycı anlamda ve benzetmelerle verilen adlardı, Oysa fütürizm bir grup İtalyan sanatçısının filozofik, politik ve artistik ilkelere ve kavramlara göre oluşturdukları, niteliği ve amacı belli bir sanat hareketidir.
Marinetti'nin manifestosundan bir yıl sonra, 1910 yılında resim sanatçıları Umberto Boccioni, Carlo Carrà, Luigi Russolo, Gino Severini, Giacome Balla Milano'da resim sanatı ile ilgili manifestolarını; Boccioni 1912'de fütürist heykeltıraşlık, Marinetti ve mimar Sant'Elia ile ortaklaşa, fütürist mimarlık manifestosunu yayınlamışlardır.
Resim sanatçılarının manifestosunda, özetle, şu ilkelere yer verilmiştir:
• Her türlü taklit formları hor görülmeli, özgün formlar yansıtılmalıdır.
• Ahenk ve güzel duygular hegemonyasına son verilmelidir. Rembrand'ın, Goya ve Rodin'in eserleri kolaylıkla yıkılabilir.
• Sanat eleştirisi yararsız ve zararlıdır.
• Bütün eski sanat konuları terk edilmeli, onların yerine gurur ve hızla dolu yaşam ifade olunmalıdır.
• Yenilikçileri sindirmek için kullanılan deli sıfatı bir şeref unvanı sayılmalıdır.
• Hareket ve ışık maddeyi eritmelidir.

Umerto Boccioni - Dynamism of a Cyclist, 1913
KONSTRUKTIVIZM;
20. y.y. ikinci on yıllık suresi içinde aktif olan önemli bir sanat hareketidir. Hareket Rusya’da doğmuş ve 1917 devrimini müteakiben etkinlik göstermiştir. Yeni doğan bu dünya düzeni içerisinde sanatçının bir mühendis ve bir bilim adamı olduğunu kabul eden bu harekete bağlı sanatçılar yeni kurulmakta olan bir düzenin yeni kurallara ihtiyaç duyduğuna inanmaktadır. Burjuva on yargılarına şiddetle karşı çıkan konstrüktivistler sanat için sanat fikri ve gerçeğin yorumu ve tasviri anlayışına da tepki göstermektedirler. Materyalist tavrı yeni bilimsel ve materyal biçimlerde belirlemeye çalışarak toplumsal olarak faydalı ve kullanılabilir şeylerin yeni biçimlerin kaynağı olduğunu kabul ederlerdi. Toplumu ve sanatı bütünleştirme çabasında makine ve insan bilinci zamanlarını yansıtacak güçte olup 20. y.y. in değişen şartlarına uygun bir estetik yaratmak istiyorlardı. En önemli sanatçıları endüstriyel desen, ahşap, metal ve seramikle birlikte film ve tiyatro ile uğrasan Vladimir Tatlin, tipografi, poster, fotoğraf ve film ile uğraşan Alexander Rodchenko mimari ve iç dekorasyonla uğraşan El Lissitzky ve insan duygularını şekillendiren psikolojik görüngü ve iç görüngülere eğilen Naum Gabo olmuştur. Sanat tarihi içerisinde bu akıma bağlı olarak şekillenen en ilginç eser bir proje olarak kalan 3.Enternasyonale anıtıdır. Geleceğe donuk eser olarak ta ünlenen bu eser uzay çağı dinamizmine uygun bir düşüncenin urunu olup masif bir spiral olarak teşkilatlandırılmıştı. İçinde bir silindir, bir küp, bir küre asili olup, çeşitli mimari mahalleri ihtiva edecekti.Bugün ayakta kalan en önemli konstrüktivist eser ise Moskova’daki, Lenin’in mozolesidir.
Vladimir Tatlin(1885-1953)
Alexander Rodchenko(1891-1977)
El Lissitzky(1890-1941)
Naum Gabo(1890-1977)
![]()
SUPREMATIZM
;1913 de bir tavır olarak Rusya'da doğan akim; cağın mekanik doğasına uygun bir karaktere sahiptir. Doğa görüntülerinin taklidini reddederek, geometrik formların temelini teşkil ettiği bir ifadeselliği yeğlemekteydi. Gelenekselleşmiş anlatım biçimlerini reddederek, yeni gerçekleri yakalamaya çalışıyordu. Bu geometrice gerçekler doğanın kaosu içerisinde insanin yücelişini sembolize eden temel elemanlar olarak doğal olgular içinde bulunmayan görüntülerle uygulandı. Temel geometrik eleman kareydi. Konstrüktivistler gibi sanatın faydacılığı savunmalarına rağmen onlardan ayrılan ferdiyetçi bir tavrı benimsemişlerdi. Sanatçının mühendis ve bilim adamı olması fikrine karşı çıkarak, hur bir sanatçı tipi oluşturmayı hedeflediler. Sanat eserinin bilinçaltı zihnin tezahürü olduğunu savunarak, insan yapısı materyal özünü değil, ama evrenin açıklanamaz bilinmezliğini ifade için bir arzu olduğunu ilke edinmişlerdi.
Kasimir Malevich(1878-1935)

ABSTRE EKSPRESYONIZM;
Ekspresyonizmin uzantısı olarak 1940 yılların sonunda doğan bu akim 1950 yılları içinde gelişmiş olup, 1960 ve 1970 yıllarında etkisini yoğun bir bicimde göstermiştir. Dogmatik olmaktan çok araştırmacı bir tutum sergileyen bu hareketin metafizik sanrılara duyduğu alaka belirgindir. Bilinç ve bilinçsizlik arasındaki karşıtlığa önem vererek derin seviyelere inmeyi hedeflemişlerdir. Zıtlıkların bütünlüğü içinde otomatik yaratıma önem vermesi sürrealist akımlardan aldığı etkilerle bağlantılıdır. Bu akim içindeki sanatçıların ilgi odağı junf felsefesidir. Arketipler ve bunların üretilmesi önem taşır. Soyut bir üretimin egemen olduğu bu akımda doğaçlamaya önem veren sanatçılar iç birikimin tümüyle dışa vuruşuna ağırlık vermişlerdir. Derinliği olmayan yeni mekanlarda kurulan sanat eserleri seyirci için ima edilen bir özümseme ortamı yaratmayı hedefleyerek boşluk içinde şartlanmışlıktan onu kurtarmayı hedeflemektedirler..
Jean Dubuffet(1901-1985)
Francis Bacon(1909-1992)
Arshile Gorky(1905-1948)
Willem De Kooning(1904-)
Franz Kline(1910-1962)
Philip Guston(1913-1980)

KINETIC ART;
Hareketin tasviri anlayışından yola çıkarak ortaya çıkan bu harekete konstrüktivizmin etkisi büyük olmuştur. Eserleri hareketin kendisiyle değil hareket etkisi yapmasıyla ilgilidir. kinetik sanat için özgün etki eserin karşısında hareket eden seyirciden kaynaklanmaktadır. Seyirciler eseri elleyebileceği gibi onu harekette ettirebilir. Geleceğe yönelik tavrı ile gelecekçilikten de etkilenen bu akim farklı olan hareketi biçimsel bir şekilde değil de bizzat hareketli bir nesne biçiminde ifade etmesidir.
1950 yıllarında gelişim gösteren bu sanat akımı dört tip olarak ele alınır 1. gerçekten hareketli 2. izleyicinin hareketiyle hareketlenen 3. ışık yansıması yapanlar 4. izleyenin katılımını gerektirenler.
Naum Gabo(1890-1977)
Alexander Calder(1898-1976)
Josef Albers(1888-1976)
![]()
MİNYATÜR;
Bir Türk olarak resim deyince aklıma ilk gelen şey minyatür’dür. Tarih kitaplarında sık sık gördüğümden olsa gerek. Orta Asya da ortaya çıkmış olan minyatür sanatının temsilcileri Uygur Türkleridir.8. yy da başlayıp 15.yy la kadar sürdürülmüş bir sanat akımıdır. Minyatür İslam kültüründe de önemli yere sahiptir.Selçuklu Türkleri zamanında bilimsel konulu eserde minyatürleştirilmiştir.
![]()
ROKOKO;
Barok stilinden sonra sanat akımlarına verilen addır.
XVII.’nci yüzyılın ortalarına doğru Barok stilinde kullanılan
doğru çizgilerden meydana getirilen süslemeye karşı tepki olarak
doğmuş olan barok stilin hatları gibi eğri büğrü çizgili
motiflerden ibaret olup Baroktan daha ince ve şekillerin
kıvrımları daha zarif bir stildir.
Barok stiline karşı tepki olarak klasik stilin yeniden ortaya
çıkmasından sonra Rokoko deyimi modası geçmiş şey anlamına
kullanılmıştır.
13.’cü yüzyılda kalın malzeme inceltilmek suretiyle levhalar
haline gelmiştir. İnceltilmiş olan demir malzeme Rokoko stilinde
yapılmış süslü işlerde kullanılmıştır. Bu stilde malzemeyi
şekillendirmede kullanılan takım izleri açık olarak bellidir. Uç
kısımları boncuk baskı ile izlenerek sonradan kısaçla içe veya
dışa doğru bükülmüştür.Yarmalar dövülerek,bitki yapraklarını
stilize edecek şekilde yapılmıştır.Dövülerek inceltilen kesit
değişmeleri bazı yerlerde geometrik şekiller meydana gelecek
şekilde delinmiştir.İnceltilmiş olan kesit kurşun üzerinde bombe
başlı çekiç ile çukurlaştırılarak diğer yüzde kabarıklar elde
edilir.
Bel (gövde)genellikle kare veya lama (dikdörtgen)gereçten
yapılır.Rokoko stilinde yapılmış işlerde, sanatçı motifin her
yerini en iyi işleme gayretini göstermiştir.Rokoko stilinde
çerçeve kullanılmaz.Serbestlik esası konuya hakimse de simetrik
konum çıkılmamıştır.
(vikipedia’dan alınmıştır)
Bahariye Cad. 64/3 Kadıköy - İSTANBUL Tel: 0216 338 91 95